Blog

Lastest News

İstanbul’un Hangi Taşı Altın?

Öyle bir yer ki İstanbul; bir ucunda ışığın, sesin, gürültünün, patırtının başkenti; bir ucuyla sessizliğin, dinginliğin, huzurun baş şehri. Bir yanıyla müziği, tiyatroyu, sinemayı, kültürü, sanatı besliyor; diğer yanında yeşiliyle, mavisiyle, deniziyle, ağacıyla kuşu, böceği, doğayı tıka basa doyuruyor. Dolayısıyla, İstanbul’un her yanı ayrı güzel, her köşesi ayrı değerli ve bu güzellikle beraber değeri de her geçen gün katlanıyor.

İstanbul, güzelliğiyle en başta gayrimenkul sektörünün gönlünü fethediyor. Peki, hangi semtler bu gönül fethinden payına düşeni alıyor?

Altın, denize yakın…

Haber7.com’un haberine göre; TSKB Gayrimenkul Değerleme A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Hüsniye Boztunç, 3. havalimanı, 3. köprü, yeni şehir projeleri, kentsel dönüşüm alanlarıyla öne çıkan yeni cazibe merkezleri var ve yapılan yatırımlarla mevcut yerleşim yoğunluğu kuzeye kayıyor.

Boztunç; Çatalca, Arnavutköy, Sarıyer, Ümraniye Sancaktepe, Tuzla ve Pendik’in yeni yatırımlara açık bölgeler olduğunu ve yeni projelerin tam anlamıyla hayata geçmesiyle birlikte bu bölgelerdeki arsa fiyatlarının tavan yapacağını belirtiyor. Görünüşe göre; altını, denize kıyısı olan bölgelerin taşında aramalı…

Eklemek gerekir ki; Kanal İstanbul, 3. Köprü, 3. Havalimanı, Kuzey Marmara Otoyolu gibi projeler de İstanbul’un merkezini, halihazırda merkez sayılan bölgelerden uzak noktalara yatırımcısıyla beraber çekiyor.

Kolay ulaşılabilirse, zor ulaşılır… Boztunç’a göre, üçüncü köprü ve üçüncü havalimanının yakınlarında yer alan bölgelerin ulaşımlarının çok daha kolaylaşacak olmasıyla, bu bölgeler daha da değerlenecek. Bu da demek oluyor ki, bu bölgelerdeki emlak fiyatları artacak, kısa sürede de el yakacak… Halihazırda, burada yer alan gayrimenkullerin metrekare fiyatlarında, projeler açıklanmadan önceki rakamlara göre, neredeyse iki katı oranında artış yaşanıyor.

Ulaşım, semtlerin ve şehirlerin gelişimini gösteren ve bu gelişime hem sebep, hem sonuç olan önemli bir etken… İstanbul’daki ulaşım ağının ve sisteminin de gelişmesiyle bazı semtler daha değerli hale geliyor. Semtler kolay ulaşılır oldukça, maddi açıdan daha az ulaşılır hale geliyorlar dersek, haksız sayılmayız.

Sözün özü, ‘’İstanbul’un hangi taşı altın?’’ sorusuna İstanbul; üç yeri, beş semtiyle değil; her köşesiyle cevap vermeye dünden hazır.

Daha fazla oku...

Temiz Bir Dünya İçin Yeşil Enerji

Günümüzün en büyük problemi enerji… Fabrikalarımızı çalıştırmak, ısınmak, teknolojik aletleri kullanmak, elektrik ve daha birçok şey için enerjiye ihtiyaç duyuyoruz. Bu ihtiyacı karşılamak adına tüm dünyada büyük bir yarış var. Ülkeler, şirketler ve kişiler kaynaklara ulaşmak, ucuza sahip olmak uğruna bu yarışın içinde mücadele veriyor. Kullanılan kaynaklar düşünüldüğünde bu çok anlaşılabilir bir durum.

Enerji ihtiyacımızı gidermek için yaygın olarak fosil yakıtlar kullanıyoruz, yani petrol, doğalgaz ve kömür. Bu yakıt tipleri gereksinimlerimize cevap verse de beraberinde büyük sorunlar getiriyor. Örneğin fosil yakıt kaynakları kısıtlı, yaygın değil ve pahalı… Bu durum enerjiye ulaşmada adaletsizlik yarattığı gibi maliyeti de oldukça yükseltiyor. Kaynaklara sahip olmak için savaşlar çıkıyor ve bu yakıt tipi dünya barışını tehdit ediyor ancak en büyük zarar doğaya karşı… Fosil yakıtlar başta hava olmak üzere tüm doğayı kirletiyor ve küresel ısınmaya sebep oluyor, dünyanın geleceğini tehdit ediyor.

Dünyayı tehdit eden tüm sorunların çözümünü ise yine doğa sunuyor. Her an çevremizde olan, belki de fark etmediğimiz birçok şey enerji ihtiyacımıza cevap veriyor. Dünyamızı ısıtan güneş, serinleten rüzgar, dalgalı denizler hatta çöplerimiz bile sürdürülebilir enerji imkanları sunuyor. Alternatif enerji sistemleri dünyayı daha yaşanılabilir hale getirmeye hazırlanıyor.

Dünyayı korumanın yolu doğada

Sürdürülebilir, ucuz, yaygın ve temiz enerji arayışı insanlığı doğaya itti. Örneğin güneşin milyonlarca yıl daha bizlere sunacağı ışınlar sayesinde enerji üretebileceğimizi öğrendik. Rüzgarların, okyanus akıntılarının hareketlerinden elektrik üretebilmeye başladık. Gün geçtikçe alternatiflerimiz artıyor. Dünyayı korumanın yeni yollarını öğreniyoruz. Bu kaynaklar sayesinde doğaya zarar vermeden, daha yaşanılabilir bir dünyada ihtiyaçlarımızı karşılayabiliyoruz. Karbon salınımını yok eden alternatif enerji sistemleri sayesinde geleceğimizi güvence altına almaya başladık. Kendimiz ve sonraki nesiller için hala nefes alınabilen bir dünya inşa ediyoruz.

Alternatif enerji sistemleri düşük maliyetleriyle de dikkat çekiyor. Güneş, rüzgar ve dalga gibi kaynakların sınırsızlığı, kimseye ait olmayışları ve her yerde uygulanabilir olmaları kullanım maliyetini sıfıra indiriyor. Herkes için ulaşılabilir olan bu enerji kaynakları sayesinde enerji mücadelesi vermeye de gerek kalmayacak, dünya barışı için büyük bir adım atılmış olacak. Kısacası bu sistemler temiz, ücretsiz ve huzurlu bir dünya vaat ediyor.

Alternatif enerji kaynakları gelişmiş ülkelerin birçoğunda kullanılmaya başladı ve giderek yayılıyor. Dünyanın geri kalanı da ağır adımlarla da olsa onları izliyor. Örneğin Japonya’da 22 bin konutun enerji gereksinimini karşılamak adına güneş enerjisi tarlaları inşa edildi. Çin başta olmak üzere ABD ve Avrupa ülkeleri rüzgar enerjisi santralleriyle elektrik üretiyorlar. Türkiye’de de alternatif enerji için yeni yatırımlar yapılıyor.

Çöpten enerji üretiyorlar

Alternatif enerji örneklerinin en çarpıcı olanı ise hiç kuşkusuz İsveç… İskandinav ülkesi İsveç geri dönüşüm sayesinde büyük miktarda enerji sağlıyor. Ülkede 250 binden fazla evin ısıtma ve elektrik gereksinimi çöpten gideriliyor. İsveç halkının da yardımıyla ülkede hemen her çöp farklı kategorilerde toplanıyor ve enerjiye dönüştürülüyor. Hatta bu misyon o kadar ileri gitti ki İsveç’in çöpü bitti! Ülke, yaşadığı bu sorunun çözümünü ise yine çöpte buldu: İsveç, komşusu Norveç’ten çöp ithal edecek. Yılda 80 bin tonla başlayan bu ticaretin giderek artabileceği tahmin ediliyor.

Alternatif enerji sistemleri temiz, sürdürülebilir, ucuz ve yaşanılabilir bir dünyayı bizlere sunuyor. Bu daveti reddetmek geleceğimizi yok etmek anlamına geliyor. Bu nedenle ülkemizde de temiz enerji yatırımlarının artması en büyük temenni. Her şey gelecek nesillere sağlıklı bir dünya bırakmak için…

Daha fazla oku...

Kentsel Dönüşüm Eşit Midir İleri Dönüşüm?

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, kentsel dönüşümü; bir kentin sorunları ve ihtiyaçları doğrultusunda, o kentin ekonomik, toplumsal ve mekânsal özelliklerine uygun çizilen yol haritası olarak tanımlar. Buna göre, kentsel dönüşüm, insan odaklı bir uygulamadır ve amacı, yaşanılabilir kentler oluşturmaktır.

Türkiye’de, kentsel dönüşüm; uygulama alanının yaşam güvenliği açısından riskli bir bölge olması, zemin durumu, mülkiyet sahiplerinin isteği, bölgedeki altyapı ve ulaşım eksikliği, imar ve mülkiyet problemleri, fiziki ve sosyal donanım yetersizliği, arsa bedellerindeki problemler, nitelikli konut alanı ihtiyacı gibi durumlarda devreye giriyor.

Türkiye’deki şehirlerin değişmesi ve yenilenmesi, hiçbir şey için değilse bile olası bir afet durumuna, özellikle de depreme hazırlıklı olabilmeleri açısından şart. Elbette ki bu yenileşme süreci, şehre kimliğini kaybettirirse, sırf rant uğruna, eskisine ve içindeki insana zarar vererek, yıkarak yerine yenisini getirirse anlamını sıfırlıyor. Dolayısıyla, bu ‘’yenilemek’’ kavramını, ‘’iyileştirmek’’le eşleştirmek gerekiyor; ‘’yıkmak ve yenisini yaratmak’’la değil… Elbette ki yenileme ve sağlamlaştırma, fiziksel olarak bir yıkım ihtiyacı doğuruyor. Ancak bu yıkım, şehrin ya da dönüşümü gerçekleşecek semtin kimliğinde ve insanında vuku bulmamalı. Bunun ötesinde, eski gecekonduların yıkılıp yerine yenilerinin yapılması, eski düzensizliğin yok edilip, bir süre göz boyamak suretiyle, yerine yeni düzensizliklerin inşa edilmesi de dönüşümü haksız kılar. Kısa seneler sonra yenisini mecbur kılan bir kentsel dönüşümü, dönüşüm olarak nitelendirmek ne kadar doğru olur ki?

Kentsel dönüşüm, problemli ancak gerekli önlemlerin alınmasıyla kolayca güzelleşmesi muhtemel bir yüzünü de Kağıthane’de gösteriyor. Kentsel dönüşümün başladığı bu semtte mülk sahiplerinin kapısını rant sevgisiyle yanıp tutuşan vatandaşlar çalmaya başladı. Farklı fiyatlandırmalarla kat maliklerinin kafasını karıştıran bu rant severlere dur demek belediyenin elinde… Bunun için her şeyden önce belediyenin denetim mekanizmasının dört dörtlük işler duruma getirilmesi gerekiyor. Fiyatlandırmalarda standartlaştırılmaya gidilmesi ve bundan her kat malikinin haberdar edilmesi; bu sistemin baştan ayağa kusursuz ilerleyebilmesi için de yalnızca bu sorunlarla ilgilenen ve çözümleri için çalışan özel bir masa ya da birim tayin edilmesi gerekiyor.

Kentsel dönüşümün misyonu gereği; geri değil, daima ileri dönüştürmesi, hepimizin umudu ve ihtiyacı… Bu bağlamda, vatandaşın da takip eden ve haklarının farkında olan, bu haklarının peşine düşen bir tavra bürünmesi, sorgulayan bir düşünce-davranış yapısına sahip olması elzem.

Hal böyle olursa, Türkiye için nice ileriye dönüşen kentlere…

Daha fazla oku...